DEĞİŞİM

Yazıma OSHO’dan bir sözle başlamak istiyorum. SEN DÜNYASIN; O YÜZDEN SEN DEĞİŞİRSEN, DÜNYA DEĞİŞİR.

Daha bunun gibi değişime dair bir sürü söz yazabiliriz. Yazmasına yazar, söylemesine söyleriz de uygulayabilir miyiz? Değişimden neden bu kadar korkarız? Değişimin acaba ne olduğunu biliyor muyuz? Değişirsek en fazla ne olur?

Değişimi bizzat yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki, konfor alanının dışına çıkmak istemeyişimizden, çıkarsak yıllardır alıştığımızın dışında bilmediğimiz bir şey yaparsak nasıl hissedeceğimizi bilmediğimizden, pişman olmaktan ve/veya değişimden önceki kişi olamamaktan korkarız, yani değişimle beraber artık başka biri olduğumuzu düşünürüz. İşin aslı öyle değil;

 “Değişim, ancak içeriden açılabilen bir kapıdır.” der Terry Neil.

Siz istemezseniz değişimin olması mümkün değildir.

Hepimiz farklı şekillerde büyüyor ve yetişiyoruz. Özellikle de 7 yaşına kadar her şeyi kaydediyoruz. Dolayısıyla daha sonra 70’imize geldiğimizde de 7’sinde neysek o oluveriyoruz. Peki, 7 yaşına kadar her şeyi kaydeden biz gerçekten biz miyiz yoksa bizi yetiştirenler tarafından olmamız istenen biz mi? İşte bütün bunların cevaplarını hayatımız boyunca bulmaya yani kendimiz (ben) olmaya çalışıyoruz.

Değişim

Bunu, kimi erken kimi de geç fark ediyor. Hatta çoğu insan da fark etmeden hayatını kaybediyor. Fark ettiğiniz an ki buna farkındalık diyoruz, değişime açık hale geliyorsunuz. Aslında bu bir süreç, çoğumuz kendimizi tanımıyoruz. Örneğin hangi yemeği ve/veya hangi rengi severiz bilmiyoruz. Nelerden hoşlanır, yeteneklerimiz nedir bilmeyiz. Neden mi? Annemiz çocukken ne yemek yaparsa onu yiyorduk. Hangi renk kıyafet giydirirse onu giyiyor, sonrasında bunlar sevdiğimiz şeylermiş gibi devam ediyorduk.

Okulları çocuk olduğumuz için seçemediğimizden ebeveynlerin seçtiği okullara gittik. Üniversiteye bile kimi iyiliğimizi istediğinden, kimi kendim okusaydım dediğinden kendi istekleri doğrultusunda karar vermeye çalışıyorlardı; hatta çoğu yerde evlenilecek eşi bile onlar seçerdi. Başka bir örnek vereyim. Çocukken size sürekli sessiz ve sakin olduğunuz için ne kadar “efendi, hanım” dedilerse kendinizi hep öyle olmak zorunda hissetmiş olabilirsiniz.

Herhangi bir konuda sesinizi çıkarmak istediğinizde hep bu kodlama gelir, efendiliğiniz ve hanımlığınız bozulmasın diye susarsınız. Şimdi size “Gerçekten biz miyiz?” diye sormak istiyorum.

Bütün bunlardan dolayı bir zaman geliyor, her şey birike birike belki patlamalar belki de değişim oluyor. Değişim öyle düşünüldüğü gibi ne zor ne de hemen olan bir şey değil, zaman gerekiyor. Şu anki halimize gelmek çok zaman aldı, ancak değişim ve dönüşüm daha kolay ve az zaman gerektiriyor. Bazen bocalıyorsunuz, bazen “Acaba mı?” diyorsunuz, bazen “Nasıl olacak ki?” diyorsunuz, bazen pes etmeyi düşünüyorsunuz, bazen yanınızdakiler “Sana ne oldu?” diyor; anlam veremiyorsunuz. Bütün bunların hepsi olağan şeylerdir.

Özellikle de siz kendiniz olmaya başladığınızda yanınızdakiler size “Sana ne oldu?” der, çünkü artık onların istediği gibi biri değilsinizdir. Hatırlayın; daha önceden yemediğiniz, sevmediğiniz bir yemeği gün gelir yersiniz, giyim zevkiniz değişir, hiç yapmam dediğiniz şeyi yapıverirsiniz. Bir zaman gelir ve “şimdiki aklım olsaydı.” deriz çünkü olaylara karşı bakış açımız, deneyimimiz, tecrübemiz bize bunu dedirtir.

Bu da bir değişimdir ve artık eskisi gibi değilizdir. Bunlar değişimdir ve güzeldir. Genelde karşımızdakini değiştirmeye çalışırız, istediğimiz gibi biri olmasını isteriz. Oysaki,

“ Bir şeyler değiştirmek isteyen insan, önce kendinden başlamalıdır.” Socrates

Değişim, dönüşüm ve gelişim bunların hepsi ben olmaya, kendimizi bulmaya yöneliktir. Size bir öneri; değişime ilk olarak, sürekli hangi elinizi kullanıyorsanız arada diğer elinizi kullanarak başlayın. Bir yere giderken sürekli hangi yolu kullanıyorsanız farklı yollar deneyin. En önemlisi de kendinize başka bir gözle karşıdan bakın, “Nasıl biriyim, nasıl biri olsam iyi olurdu?” diye sorun.

Konfor alanımızın dışına çıkmak iyidir. Değişimi yaşadığınızda iyi ki diyeceksiniz. “Sen değiştiğinde, talihin de değişir.” (Portekiz Atasözü)

Sonuç olarak şunu hatırlamak önemli; olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız.  Max de Pree

Mucize sizsiniz.